|
Web Sitesi künyesi Web Sitesi künyesini burada bulabilirsiniz. |
| Yeni Haberler |
| 50 Jahre Anwerbeabkommen 22.11.2011 Zum Jahrestag des Anwerbeabkommens gibt es eine lesenswerte Ausgabe der Schrift "Aus Politik und Zeitgeschichte" (APuZ) die hier abrufbar ist. |
| GTP-Tagung 2012 in Kooperation mit der DTGPP 10.05.2012 Voraussichtlich in Istanbul wird im Mai 2012 die nächste Jahrestagung der GTP stattfinden. Als DTGPP freuen wir und besonders, Kooperationspartner dieser interessanten Tagung zu sein. Es wird unter dem Thema "voneinander lernen" interessante Vorträge und Workshops mit Vortragenden aus Deutschland und der Türkei geben. Dabei wird sowohl über psychodynamische Therapie, wie auch über kognitive VT und systemische Therapie gesprochen werden. Ansprechpartnerin ist: Hülya Bingöl (rhulyabingol@gmail.com) |
Türk-Alman Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikososyal Sağlık Derneği tarafından düzenlenen V. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi 16-20 Eylül 2003 tarihlerinde, Essen-Duisburg Üniversitesi Essen Kampüsü'nde gerçekleşmiştir.
Türk-Alman Psikiyatri Kongreleri Türkiye ve Almanya'daki düzenli olarak tekrarlanan Psikiyatri toplantıları arasında yer almaktadır. Bu kongrelerin tümü, disiplinlerarası bir yaklaşımla düzenlenmiş ve psikiyatristler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve sosyal bilimcilerin ortak katılımı sağlanmıştır.
Kongre katılımcı sayısı 300 kişiyi aşmış ve Türk ve Alman katılımcılar arasında bilimsel alışveriş simültane çeviri ardımıyla gerçekleşmiştir.
Almanya'da yaşayan göçmenlere sunulan tıbbi ve psikososyal hizmetlerde son yıllarda (kuşkusuz Türk-Alman Psikiyatri Kongreleri'nin de katkılarıyla) olumlu gelişmeler olmasına karşın, araştırma, öğrenim ve tedavi alanlarında hala eksiklikler mevcuttur. İki ülkede yaşayan uzmanlar arasındaki bilgi alışverişi de yoğunlaştırılmayı ve geliştirilmeyi gereksinmektedir.
Bu nedenle, Kongrede işlenen günlük temalarda Türk ve Alman Kültürleri arasındaki diyaloga özel önem verilmiştir. Sabah oturumlarında yer alan tüm konferanslar, Türk ve Alman birer konuşmacı tarafından ve tematik olarak birbirlerini tamamlayıcı biçimde sunulmuştur. Böylece başlatılan bilimsel diyalog, konferansları izleyen çalışma grupları ve serbest bildiriler için bir temel oluşturmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Ahmet Necdet Sezer ve Almanya Devlet Başkanı Sn. Dr. Johannes Rau, kongremizin amaçladığı ülkeler arası işbirliğini desteklemiş ve onurlandırmışlardır. Türk ve Alman devlet başkanlarının ortak himayesi, Kongremizin toplumsal ve siyasal anlamını ortaya koymaktadır.
Kongre açılışında Alman Psikiyatri, Psikoterapi ve Nöroloji Derneği (DGPPN) yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Wolfgang Gaebel, göçmenlerin sağlık hizmetlerine entegrasyonu konusunu ele almıştır. Kuzey Ren-Westfalya Eyaleti Entegrasyon Sorumlusu Dr. Klaus Lefringhausen entegrasyonun güçlüklerini vurgulamış ve gelecekteki Avrupa Seçimleri mücadelesinde göçmenler ve yabancı uyrukluların entegrasyonuna karşıt bir tavrın ortaya çıkabileceği yolundaki kaygısını açıklamıştır. Daha sonra, kongre başkanı Prof. Dr. Ursula Boos-Nünning (Essen-Duisburg Üniversitesi) ve TAP-DER başkanları Dr. Eckhardt Koch (Marburg) ve Dr. İnci User (İstanbul) katılımcıları selamlamışlardır.
Açılış oturumu, ilk üç Türk-Alman Psikiyatri Kongresi'ne başkanlık yapmış olan TAP-DER onursal başkanı Prof. Dr. Metin Özek'in (İstanbul) konferansı ile devam etmiştir. "Elli Yıl Önce Almanya: İlk göçmen işçilerden biri sıfatıyla Almanlarla Karşılaşmam" başlıklı bu konferans ile kongre temalarına geçilmiştir. Prof. Dr. Özek, kişisel deneyimlerinden derlediği pek çok anekdotla bezenmiş bu canlı ve ilginç sunumunda, kültürlerarası karşılaşmaların ana sorunu olan yanlış anlaşmaları betimlediği gibi, yabancılarla karşılaşmada yaşanan kuşku ve rahatsızlıkların teorik açıklamasını da yaparak, kongremizin amacına ulaşması için bir temel oluşturmuştur.
Kongre açılışından sonra Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin Essen'deki ofisinde bir davet veren merkez başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, Türk-Alman Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikososyal Sağlık Derneği'nin iki ülkenin psikiyatri alanındaki işbirliğine ve Almanya'daki Türk göçmenlere sunulan psikososyal hizmetlere katkılarını vurgulayan bir konuşma yapmıştır.
Kongrenin birinci günkü teması "Aşk ve Cinsellik", Prof. Dr. Günther Schmidt'in (Hamburg) konuşmasıyla açılmıştır. "Geç Modern Döneme Özgü Cinsel İlişkiler: Ahlak, İlişkiler ve Cinsellikteki Değişimler" başlıklı bu sunumda, konuşmacı, cinsiyet rollerindeki değişimleri birer toplumsal fenomen olarak, kendi kültürel ve toplumsal bağlamları içinde tanımlamış ve değişen yaşam koşullarını ampirik bulgulara dayanarak ortaya koymuştur.Konuşmada, Almanya ve diğer bazı Batı Avrupa ülkelerinde geç modern dönemde ortaya çıkan ilişki kültürünün yalnız yaşayanların ve tek başına çocuk yetiştiren anne ya da babaların çoğalması, buna karşın evliliklerin sayısında gözlenen düşüş gibi önemli özellikleri de ele alınmıştır. Prof. Dr. Schmidt'e göre, toplumsal konumlar ve rollerdeki değişimler, artan bireyselleşme ve geleneklerden uzaklaşma ile bağlantılıdır. Cinsellik ise, kimi yüzeysel gözlemlere dayanan görüşlerin aksine, keyfi bir biçim almamıştır ve ikili ilişkiler çerçevesinde sürmektedir (birbirini izleyen yalnızlık ve tekeşlilik dönemleri). Yalnız yaşama çoğu durumda özellikle seçilen bir yaşam tarzı olarak değil, ilişki içinde yaşanan dönemler arasındaki geçici bir dönem olarak ortaya çıkmaktadır.
Bunu izleyen sunumda, Prof.Dr. Fatmagül Berktay (İstanbul) tek tanrılı dinlerin kadına yaklaşım ve kadın bedeninin toplum tarafından denetimi bağlamındaki ortak yönlerini tanımlamıştır. Tek tanrılı dinlerin temel yönelimleri ataerkilliktir. Kadına ilişkin sosyokültürel varsayım ve iddialar (kadın bedeninin baba/koca mülkiyetinde olması gibi) ile kadının kendini, özellikle de bedenini algılaması arasında bir ilişki vardır. Sosyal değişimin bu ilişkiye etkileri konusunda ampirik veriler bulunmamakla beraber Prof. Dr. Berktay'ın açıklamaları, İslam ülkelerinden göç etmiş kadın hastaların somatoform bozukluklarının anlaşılması açısından önemlidir. Katılımcıların bu sunumu tartışırken gösterdikleri dikkat ve özen, açık bir kültürlerarası söylemin doğal değil, "öğrenilecek" bir beceri olduğunu ortaya koymuştur.
Prof Dr. Şahika Yüksel (İstanbul) sunumunda, psikoterapinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların güçlendirilmesinde kullanımını Türkiye'den örnekler üzerinden tartışmıştır. Prof. Dr. Yüksel kadının ekonomik bağımsızlığının şiddet görme olasılığını azalttığını vurgulamış ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği ile bir kadın sığınağında izlediği trauma olgularına dayanarak, uzmanlaşmış psikoterapi ile somut ve aktif yardım çalışmalarının gerekliliğine işaret etmiştir. Konuşmacı, şiddet gören pek çok kadının sonuçta ailesine geri dönmek dışında bir seçeneği bulunmadığını hatırlatarak, terapi hedeflerinin gerçekçi bir biçimde belirlenmesinin önemini de vurgulamıştır.
Uzman Psikolog Hamidiye Ünal Köln'deki Caritas Sığınmacı Danışma Merkezi'ndeki çalışmalarını, bir örnek olgu ile tanıtmış ve Almanya'nın çarpıcı bir toplumsal sorununu bir kez daha ortaya sermiştir: Trauma yaşamış sığınmacılara sunulan bilirkişilik ve tedavi hizmetleri hala yetersizdir.
Kongrenin ilk günü öğleden sonra iki paralel oturum gerçekleşmiştir. Prof. Dr. Hayrettin Kara sunumunda Kuran metinlerine dayanarak, İslam dininin cinselliğe ilişkin belli tabuları (örn. babası belli olmayan çocuklar) bulunduğunu, fakat özünde cinsellliği ve hazzı desteklediğini savunmuştur. Dr. İlhan Kızılhan terapi sürecinde onur duygusunun yeniden kazanılmasının önemine değinmiş ve Dr. Yeşim Korkut Rusya'dan Türkiye'ye göç etmiş kadınlarla yaptığı bir çalışmayı ve bu kadınların yaşadığı statü kaybını anlatmıştır. Dr. Nermin Çiftçi ise, üniversite öğrencilerinin cinselliğe ilişkin tutumlarını irdeleyen ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sunmuştur.
Çiftler Arasında Cinsellik Paneli'nde yakın dönemde yapılmış çeşitli bilimsel araştırmaların sonuçları sunulmuştur. Bunlar arasında Dr. Gaby Strassburger'in aileler tarafından düzenlenen evliliklerden, özerk kararla evliliğe kadar geniş bir çeşitlilik gösteren eş seçme biçimleriyle ilgili çalışması da yer almıştır.
Günün sonunda yer alan iki paralel çalışma grubu, yine Türkiye ve Almanya'dan birer konuşmacı tarafından yönetilmiştir. Çalışma grupları: "Psikoterapi ve kullanma" (Dr. Yeşim Erim ve Doç.Dr. Kaan Kora) ile "Cinsel Eğitim" (Prof. Dr. Ayşen Bulut ve Meral Renz).
Bu birinci günün başarılı bilimsel düzenlemesi ve konuşmacı seçimi, Prof. Dr. Şahika Yüksel ve Doç. Dr. Kaan Kora (İstanbul) ve Dr. Yeşim Erim (Essen) tarafından gerçekleştirilmiştir.
Kongrenin ikinci günü "Aile ve Aile Dinamikleri" teması çevresinde, Prof.Dr. Ursula Boos-Nünning (Essen), Doç.Dr. Renate Schepker (Hamm) ve Dr. İnci User (İstanbul) tarafından düzenlenmiştir.
Açılış konferansını yapacak olan Prof. Dr. Nauck'un ani rahatsızlığı nedeniyle, Prof. Dr. Boos-Nünning, günü "Türk Göçmen Ailelerde Bireycilik ve Aileye Bağlılık" başlıklı sunumuyla başlatmıştır. Kongre başkanımız bu sunumuyla, alt toplumsal tabakalarda konumlanmalarına, yerleşim alanlarının dezavantajlı olmasına ve hala kısıtlı katılım göstermelerine karşın, ailelerin oldukça çeşitli stratejiler, kaynaklar ve olumlu entegrasyon yöntemlerinden yararlanmakta olduklarını ortaya koymuş ve Almanya'da yaşayan Türkler'in Türkiye'de yaşayanlara kıyasla daha tutucu olduklarını ileri sürmüştür. Konuşmacı, değişik kökenlerden gelen kız çocukları üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmanın, ataerkil otorite yapılarının sürdüğü görüşünü desteklemediğini, çocukların yaşam biçimlerine ilişkin kararları bizzat aldıklarını belirtmiştir.
Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı (İstanbul) Türkiye'deki aile ilişkilerinin genişletilmiş, interaktif bir modelini sunmuştur. Bu model, dayandığı özel ilişki tarzı nedeniyle hızlı toplumsal değişimin dayatmalarına karşın istikrarını koruyabilmektedir. Prof. Dr. Kağıtçıbaşı'ya göre bağlılık ve özerklik bağımsız boyutlardır ve birarada bulunabilmektedir.
Prof. Dr. Güler Fişek'in (İstanbul) sunumundaki temel hipotez Bindungsstil ile Türk ailelerinin çeşitli örgütlenme ve ilişki biçimlerinin çocukların erken yaşta anne-babalarıyla yaşadıkları ilişkilere ve çocuk yetiştirme yöntemlerine bağlı olduğudur. Japon Kültürü gibi farklı kültürlerle karşılaştırmalara, psikoanalitik gelişim kuramına ve kendi ampirik bulgularına dayanan konuşmacı, kültürleraşırı bir düşünce sentezi sergilemiştir.
Daha sonra, Türk ve Alman konuşmacılar günün teması çerçevesindeki araştırmalarını sunmuşlardır: Gerek Prof.Dr. Füsun Çuhadaroğlu Çetin (Ankara), gerekse Prof. Dr. Michael Schulte-Markwort'un araştırmaları (Hamburg) gençlerin dünyalarına ilişkindir. Bu sunumlar, Almanya ve Türkiye'de aile yaşamı ve boş zamanların değerlendirilmesine ilişkin alışkanlıklar konusundaki bilgilere katkı sağlamışlardır. Dinleyiciler, Alman gençler arasındaki aileye bağlılık oranının yüksekliğini ve Türk gençlerin özerklik tutumlarındaki artışa ilişkin verileri çok şaşırtıcı bulmuşlardır.
Dr. Şeniz Pamuk (İstanbul) boşanmış Alman ve Türk ailelerin çocuklarına ilişkin kültürlerarası bir araştırma sunmuş ve çocukların boşanmaya ilişkin suçluluk duygularından korunmalarının önemini ortaya koymuştur. Kültürde böyle bir alışkanlık bulunmasa da, boşanan çiftlerin kendi anlaşmazlıkları konusunda çocuklarına net açıklamalarda bulunmaları yararlı bir strateji olacaktır.
Öğleden sonra oturumlarında sunulan ilginç bir çalışma, Dr. Monika Schreiber (Berlin) tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu, Essen'de öğrenciler üzerinde yapılmış olan kont??? araştırmasının bir tekrarıdır. Dr. Schreiber, Türk kökenli göçmen ailelerde "nazar" türü majik inançların hala geçerli olduğunu, ama geleneksel topluma has "göbek düşmesi" gibi hastalık kavramlarının Almanya'da yetişen Türk gençlere artık bir şey ifade etmediğini göstermiştir. Dr. Osman Sabuncuoğlu (İstanbul) ise, aile terapisinde kullanılabilecek yaratıcı, metaforik yöntemler üzerinde durmuştur. Gündelik yaşamda önemlice yer tutan bir nesneyi (uzaktan kumanda aleti) örnek alarak, aile içi etkileşim biçimlerini açıklayan bu sunum, sembollerin kullanımı ve somut gündelik süreçlerin incelenmesinden sağlanabilecek yararları sergilemiştir.
Kongrenin ikinci günü Dr. Friedhelm Katzenmeier (Augsburg) tarafından sunulan "Tıp Tarihinde Arap-Yahudi Geleneği" başlıklı kültür konferansı ile son bulmuştur. Konuşmacı Mısırlı alim İmhoteb'den (M.Ö. 3000) başlayıp, Babil tıbbını, Ortaçağ'da Arap bilimini, Endülüs Emevileri'ni ve Arap dünyasındaki ilk psikiyatri hastanelerini kapsayan geniş bir sunum içinde Arap-Yahudi Tıp geleneklerinin zenginliklerini tanıtmıştır. Teknik bir aksaklık nedeniyle simültane çeviri yapılamadığı için, konferansın çevirisini TAP-DER ikinci başkanı Dr. İnci User üstlenmiş ve kendiliğinden ortaya çıkan bu ikili, Türk-Alman işbirliğinin canlılık ve yaratıcılığını sergilemiştir.
Kongrenin üçüncü gündeki teması "Terapi İlişkileri ve Hizmetlere İlişkin Konular" olarak belirlenmiş ve bilimsel düzenleme ve hazırlık Prof. Dr. Yunus Emre Evlice (Adana), Dr. Meryem Schouler-Ocak (Hildesheim) ve Dr. Norbert Hartkamp (Düsseldorf) tarafından gerçekleştirilmiştir.
Kongre eşbaşkanı Prof.Dr. Yunus Evlice'nin toplantıya katılamaması üzerine, kendisinin sorumlu olduğu "Türkiye'de Psikiyatrik Hizmetler, Kuruluşlar ve Gelişimler" konulu sunum Prof. Dr. Cengiz Güleç (Ankara) tarafından yapılmıştır. Prof. Dr. Güleç, Türk sağlık sistemine ilişkin analizine psikiyatri tarihinden alıntılarla başlamış, şu andaki duruma ilişkin olarak ise psikiyatrik kuruluşların belli başlı özelliklerini tanımlamış ve terapi yaklaşımlarını tartışmıştır.
Daha sonra Prof.Dr. Jürgen Fritze (Pulheim) Alman Psikiyatrisi'nde hizmet Sistemleri ve Gelişimler" başlıklı sunumu ile, Almanya'daki hizmetlerin mevcut durumunu açıklamıştır.
Bu iki sunumun yol açtığı canlı tartışma ortamı, dinleyicilerin özellikle Türkiye'deki psikiyatrik ve psikososyal hizmetler hakkında daha somut bilgilere gereksinimi olduğunu göstermiştir. Bu konuyu daha sonraki toplantılarımızda derinleştirmemiz gerektiğine karar verilmiştir.
Daha sonraki oturumda önce Prof.Dr. Mehmet Sungur (İstanbul) "Kognitiv-Davranışsal terapilerin gelişimi: Dün, Bugün, Yarın. Terpist-Danışan İlişkisinde Etkileşim" konusunu ele almıştır. Prof. Dr. Sungur, bir terapistin temel görevleri sayılan dinleme, anlaşılabilir bilgiler sunma, esnek, empatik ve güvenilir olma hususlarının, davranış terapileri için de diğer yaklaşımlar için olduğu kadar önem taşıdıklarını vurgulamış, Bilişsel Kuram'ın Davranış terapisini daha çekici kıldığını ve terapi sürecinin yapılandırılmasında olumlu katkısı bulunduğunu belirtmiştir.
Prof.Dr. Dr. Ulrich Rosin (Bad Krozingen) ise, hasta-hekim ilişkisini bir psikanalist gözüyle irdelemiştir. Konuşmacı, psikosomatik tıbbı danışan merkezli bir yöntem olarak tanımlamış ve aktarım ve karşı aktarım süreçlerine ilişkin yoğun gözlemlerde bulunmuştur. Terapötik mesafe ve feragatı ise, terapistin kendini düşüncesizce duygularının akışına kaptırmamak için takındığı bilinçli ve profesyonel bir tutum olarak tanımlamıştır.
Öğleden sonraki iki paralel oturumda "Kültürlerarası Psikoterapi Uygulamaları" ve "Kültürlerarası Psikoterapi konusunda Ampirik Çalışmalar" konuları işlenmiştir. Bu oturumlarda, Reinhard Fröschlin (Bad Segeberg) bir psikosomatik kliniğinin hasta profilindeki değişimler hakkında bilgi sunmuş, Sanja Hodzic (Berlin) sübjektif hastalık kuramını tanıtmıştır. Psikoanalist Fatih Güç (Berlin) utanç duygusunun kimlik gelişimindeki rolüna dikkati çekmiştir. Dr. Ernestine Wohlfart (Berlin) Charite örgütünün transkültürel psikiyatri bölümünde sürdürülen çalışmalar hakkında bilgi vermiş ve kültürün, yabancı olanla yüzleşme sonucu oluştuğunu vurgulamıştır.
Ampirik bulguların sunulduğu paralel oturumda, niceliksel çalışmalar ağırlık taşımıştır. Prof.Dr. Kemal Sayar (Trabzon) depressif olgulardaki somatizasyon belirtilerini, Dr. Michael Grube (Frankfurt) ise saldırganlığa ilişkin bir klinik çalışmanın verilerini sunmuşlardır. Dr. Grube, yatarak psikiyatrik tedavi gören göçmen hastalarda artan saldırganlık davranışı gözlemlemediğini belirterek, bu konudaki önyargılara araştırma bulgularıyla karşı çıkmıştır. Terapi uygulamasındaki dile, kültüre ve etnisiteye dayalı yanlış anlaşmaları irdeleyen niteliksel bir çalışma ise, Uzm. Psk. Ali Kemal Gün (Köln) tarafından sunulmuştur.
Kongre'nin bu günüde yer alan önemli bir etkinlik, Almanya'nın çeşitli kentlerindeki ondan fazla kliniğin, göçmen hastalara sundukları spesifik psikiyatrik ve psikoterapötik hizmetleri tanıttıkları ve tartışmaya açtıkları Klinikler Buluşması'dır. Kliniklerin hizmet programları tüm kongre boyunca poster olarak da sergilenmiş ve poster tartışmalarına ayrılan saatlerde ilginç soru ve tartışmalara yol açmışlardır.
Kongrenin son günkü teması, Araştırma Gereksinimleri ve olanakları Doç.Dr. Ursula Brucks (Hamburg) ve Dr. Yeşim Korkut (İstanbul) tarafından düzenlenmiştir.
Bu günün başlıca etkinliği Prof. Dr. Günsel Koptagel-İlal (İstanbul) ve Doç. Dr. Ursula Burcks (Hamburg) tarafından yönetilen tartışma toplantısı olmuştur. Toplantı, davetli konuşmacıların açıklamalarıyla başlamıştır. Dr. Jügen Collatz, Almanya'da göç araştırmalarının, işçilerin ailelerini Almanya'ya getirmeleriyle başladığını ve ilk odaklanılan temaların kadın ve çocuk sağlığı ile, doğum yapan kadınların karşılaştıkları sorunlar olduklarını hatırlatmıştır. Konuşmacıya göre, göçmen grupları başlangıçta görece homojen bir yapı sergilemiştir. Göçün oldukça karmaşık bir fenomene dönüştüğü günümüzde ise, araştırma yaparken güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, göçle bağlantılı belirtilere ilişkin üzerinde anlaşmaya varılmış, tek tip istatistiksel ve epidemiyolojik kavramların mevcut olmamasıdır. Sağlık politikalarındaki yeni kavramlar, örn. bireylerin sağlık konusunda daha fazla kişisel sorumluluk üstlenmesi konusu, göçmenler açısından da araştırılarak, nüfusun büyüyen bu kesimi hizmetlerden daha doğru bir biçimde pay almalıdır.
Dr. Theda Borde (Berlin), tüm sağlık ve sosyal bilim araştırmalarında, kişilerin göç öykülerinin de sosyografik özellikler kapsamında incelenmesinin gerekliliğini vurgulamıştır. Örneğin Hollanda'da kişilerin doğdukları yer yanında ebeveynlerinin doğum yerleri de sorulmaktadır.
Kuzey Ren - Westfalya Eyalet Parlamentosu üyesi ve göç komisyonu sözcüsü Dr. Ute Dreckmann hizmet politikalarının belirlenmesinde yönlendirici olacak türde araştırmalar ve sağlık raporlarına gereksinim bulunduğunu belirtmiştir. Araştırmalar, siyasal önlem gerektiren hususların zamanında ve doğru algılanmasını sağlamalı ve siyasal kararları yönlendirecek net çıkarımlar elde etmelidir. Bu kapsamda, belirli programlar ve önlemlerin etkinliğini ölçecek değerlendirme araştırmalarına da gereksinim vardır. Konuşmacı ayrıca Almanya'da faaliyet gösteren hekimlerin %5'inin yabancı kökenli olduklarını, ancak bunların pek azının göçmen işçi gönderen belli başlı ülkelerden gelmiş bulunduklarını bildirmiştir.
Tartışma, dikkatleri bir kez daha hizmet gereksinimlerine çekmiştir. Bu bağlamda Sosyal danışmanlık hizmetleri kavramın en geniş anlamıyla, yani hastalıkların toplumsal sonuçlarıyla ilgilenilmesini ve aileler ve toplulukların öz kaynaklarının toplumsal olarak desteklenmesini de kapsar biçimde tanımlanmıştır. Yeniden açılan konulardan biri, trauma yaşamış sığınmacıların tedavileri ve bu konuda Türkiye'de yapılan çalışmalar olmuştur. Bu noktada, uygulama açısından aydınlatıcı bilgilere gereksinim vardır: Hem bilirkişilik hizmetleri hem de resmi kurumlarla bağlantılar için ilke ve kurallar konulmalıdır.
Tartışmayı iki eşzamanlı çalışma grubu izlemiştir. "Psikiyatri, Psikoterapi ve Araştırmada Tanı Yöntemleri Mevcut Deneyimler" konulu grupta olguya odaklı bir bakış açısının tanı koyma açısından taşıdığı önem, üç ayrı perspektiften irdelenmiştir. Dr. Mehmet Toker (Hamm) standardize edilmiş tanı araçları kullanıldığında bile, tanının bireysel bir inceleme ile desteklenmesi gerektiğini açıklamıştır. Dr. Detlev John (Darmstadt) sosyal güvenlik kuruluşları için hazırlanmış çok sayıda bilirkişi raporu üzerinde yaptığı incelemeye dayanarak, bireyin yaşamını bir başarısızlık biçiminde algılamasının, tüm tıbbi verilerden bağımsız olarak, rehabilitasyonun başarısında belirleyici olduğunu göstermiştir. Heidrun Schulze (Kassel), biyografik mülakatların tekil olguların ne kadar karmaşık bir yapısı olduğunu ve zorlayıcı etkenlerin basitçe sıralanmasının hastalık dinamiğinin anlaşılması için yeterli olmadığını belirtmiştir.
"Epidemiyoloji ve Sağlık Araştırmaları" başlıklı çalışma grubunda iki ağırlık noktası ortaya çıkmıştır: Uluslar arası karşılaştırmalı araştırma olanağı, Doç.Dr. Ömer Satıcı'nın Berlin ve Diyarbakır'daki acil hizmetleri karşılaştıran çalışması örneğinde ele alınmış, araştırmalarda kullanılabilecek özel ve tek tip bir göçmen tanımının gerektirdiği kavramlar ise, Dr. Theda Borde ve Doç.Dr. Matthias David (Berlin) ile Dr. Rainer G. Siefen (Marl) tarafından irdelenmiştir.
Türk-Alman Psikiyatri Kongreleri tarihinde bir yenilik olarak, bu kez "Ethnicity and Mental Health in Europe" başlıklı, uluslar arası bir uydu sempozyum da gerçekleşmiştir. Prof.Dr. Wieland Machleidt (Hannover) ve Doç. Dr. Christian Haasen (Hamburg) yönetiminde toplanan çeşitli Avrupa ülkelerinin önde gelen araştırmacıları, çeşitli hastalık tablolarında (bağımlılık, şizofreni, depresyon) ortaya çıkan göçmenlere özgü farklılıklar, psikofarmakolojide etnik faktörler ve stigma karşıtı programlara duyulan gereksinim gibi konuları tartışmışlardır.
Gelecekte yoğunlaştırmayı umduğumuz bir diğer yenilik "Kültüre Duyarlı Hizmet" (Elisabeth Wesselmann, Münih), "Psişik Hastalıkları Olan Yaşlı Göçmenler için Barınma Biçimleri (Uzm. Psk. Kurt Heilbronn, Frankfurt ve Sos. Hizm. Uzm. Cenk Kolcu, Hamburg) ve "Aile Hekimleri" (Doç.Dr. Ursula Brucks ve Dr. Eckhardt Koch) başlıklı çalışma gruplarında sağlanan meslekler ve disiplinler arası işbirliğidir. Bu işbirliğinin başlı başına bir kongre formatı oluşturduğu belirtilebilir.
Kongreye çok sayıda bir ya da iki günlük çalışma grubu eşlik etmiş ve katılımcıların aktif rol alması sağlanmıştır. Bu çalışma gruplarında ele alınan konular arasında sığınmacılar ve işkence kurbanlarında trauma sonrası psikoreaktif belirtilerin doğrulanması, göçmen gençler arasında uyuşturucu madde kullanımı, kültürler arası becerilerin hastane çalışmalarındaki yeri ve önemi sıralanabilir.
Özet olarak, kongrenin, kapanış panelinde katılımcılarımızın yaptıkları yorumlardan da anlaşıldığı üzere, olumlu geçtiği belirtilebilir. Günlük temaların seçiminde başarılı olunmuş ve ana sunumlar için davet edilen katılımcılar kongreye yüksek bir bilimsel düzey sağlamışlardır. Türkiye'deki hizmetlerin yapısı, Almanya'daki yaşlı göçmenlere sunulan hizmetler gibi konularda yanıtsız kalan kimi sorular ve kongre temaları arasında genel tıbba ve sağlık mesleklerine ilişkin konulara daha fazla yer verilmesi gibi talepler, ileride düzenleyeceğimiz toplantılarda göz önüne alınacaktır. Çeşitli konuların Türk ve Alman konuşmacılar tarafından, birbirini izleyen konferanslarda işlenmesi ile oluşan "ikili sunumlar" ilgi çekmiş ve kültürler arası tartışma ortamına canlılık katmıştır.
Kongre programının bir bütün olarak hayli yoğun, belki biraz da gereğinden fazla yüklü olduğu söylenebilir. Gelecekte, sözel sunumların sayısının azaltılması ve poster sunumlarına ağırlık verilmesi bir çözüm olabilir. Kongre ortak araştırma projelerinin başlatılmasına da vesile olmuştur. Gelecekteki kongrelerde araştırma gereksinimlerinin her gün tartışmaya açılması ve "Klinikler Buluşması"na paralel bir "Araştırmacılar Buluşması"nın poster sunumları aracılığıyla sürdürülmesi yararlı olabilir.
Geleneksel olarak tüm kongrelerimizde yapıldığı gibi bir karar metni hazırlanmıştır ve bu rapora ekli bulunmaktadır.
V. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi Sonuç Bildirgesi
V. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi Sonuç Bildirgesi
Web-Design:
N. Hartkamp
© DTGPP
Style: